O gece telefonumun titremesiyle uyandım. Saat 02:17’yi gösteriyordu. Normalde bu saatlerde gelen mesajlar ya yanlış olur ya da gerçekten önemli bir şeydir. Ekrana baktığımda numarayı tanımıyordum.
“Uyanık mısın?”
Mesaj kısa ve sadeydi. Ama nedense içimde garip bir merak uyandırdı. Bir süre ekrana bakıp cevap verip vermemeyi düşündüm. Sonunda dayanamadım.
“Evet. Kimsin?”
Cevap hemen geldi.
“Beni hatırlamaman normal… Ama ben seni unutmadım.”
Kalbim hafif hızlandı. Bu cümle, insanın aklına onlarca ihtimal getirir. Eski bir tanıdık mı? Yanlış kişi mi? Yoksa biri benimle oyun mu oynuyordu?
“Biraz ipucu verir misin?” yazdım.
Bu sefer cevap biraz gecikti. Sonra tekrar telefon titredi.
“Üniversitede, sonbahar günü… kütüphanenin arka masası.”
Bir anda zihnimde bir sahne canlandı. Sessiz bir öğleden sonra, camdan süzülen turuncu ışık ve karşı masada oturan biri… Başımı kaldırdığımda onun bana baktığını fark ettiğim o an…
“Elif?” diye yazdım.
Ekranda birkaç saniye “yazıyor…” ibaresi belirdi.
“Sonunda…”
O an uykum tamamen açıldı. Yıllardır konuşmadığımız biri, gecenin bir yarısı bana mesaj atıyordu. Üstelik geçmişten gelen o yarım kalmış hislerle birlikte.
“Neden şimdi?” diye sordum.
Cevabı kısa oldu.
“Seni merak ettim. Ve belki… biraz da özledim.”
Bu cümle, gecenin sessizliğinde olduğundan daha güçlü geldi. İnsan gündüz böyle şeyleri daha mantıklı karşılar. Ama gece… her duygu daha yoğun hissedilir.
Bir süre mesajlaşmaya devam ettik. Eskilerden konuştuk. Küçük detayları bile hatırlıyor olması beni şaşırtıyordu. En çok da o gün… kütüphanedeki o bakışmayı.
“Hiç konuşamadık o zaman,” dedi.
“Evet,” dedim. “Ama sanki konuşmuş gibiydik.”
Bir süre sessizlik oldu. Sonra yine yazdı:
“Yarın buluşalım mı?”
Bir an duraksadım. Yıllar sonra, gecenin ortasında gelen bir mesaj ve ertesi gün buluşma teklifi… Mantıklı değildi. Ama içimde mantığın önüne geçen bir his vardı.
“Nerede?” diye yazdım.
Ertesi akşam, söylediği kafeye benden önce gelmişti. Kapıdan girer girmez onu tanıdım. Yıllar geçmişti ama bakışları aynıydı. Hafif bir gülümsemeyle bana doğru baktı.
“Gerçekten geldin,” dedi.
“Sen yazınca gelmemek zor,” diye cevap verdim.
Masaya oturdum. Aramızda tuhaf ama çekici bir enerji vardı. Sanki geçmişte yarım kalan bir şey, yeniden başlamaya çalışıyordu.
Konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Kahveler bitti, ama biz kalkmadık. Göz göze geldikçe konuşmalar yavaşlıyor, sessizlik uzuyordu. Ama o sessizlik rahatsız edici değildi. Tam tersine, içinde bir şey saklıyordu.
Bir ara saçlarını kulağının arkasına atarken bana baktı.
“Hiç değişmemişsin,” dedi.
“Sen değişmişsin,” dedim. “Daha…”
Cümleyi tamamlayamadım.
“Daha ne?” diye sordu, hafifçe eğilerek.
Gözlerim istemsizce dudaklarına kaydı. O an o da fark etti. Aramızdaki mesafe neredeyse yok olmuştu.
“Daha çekici,” dedim sonunda.
Gülümsedi. Ama bu sıradan bir gülümseme değildi. İçinde davet vardı.
Bir anlık sessizlikten sonra, hiç planlanmamış gibi, doğal bir şekilde birbirimize yaklaştık. Dudaklarımız değdiğinde zaman yavaşladı. Bu, aceleyle yaşanan bir an değildi. Yılların biriktirdiği bir yakınlıktı sanki.
Öpüşmemiz kısa sürdü ama etkisi uzun kaldı. Geri çekildiğinde gözlerimin içine baktı.
“Sanırım bu hep olacaktı,” dedi.
“Evet,” dedim. “Sadece zamanı şimdiymiş.”
O an anladım ki bazı şeyler asla tamamen bitmez. Sadece doğru anı bekler. Ve bazen bir gece yarısı gelen mesaj, her şeyi yeniden başlatabilir.
Seks Hikayesi, Sex Hikayeleri, Porno Hikaye Yaşanmış seks hikayeleri ve Birbirinden güzel sikiş anılarını pornosexhikayeleri.com ile okuyun! Bol 31'li günler dileriz.